14 Ekim 2018 Pazar

Kıymeti düşen ya da imha edilen emtiaya ilişkin değer düşüklüğünün gider olarak dikkate alınacağı dönem


Bilindiği üzere vergi mevzuatımızda,  çeşitli sebeplerle değeri düşen ya da zayi olan emtia ile maliyet bedellerinin hesaplanmasının olağan olmadığı hurda veya ıskarta gibi kıymetlerin emsal bedeli ile değerleneceği(kayba uğrayan kısmın gider olarak dikkate alınabileceği) hususunu düzenleyen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 278. maddesi mevcut bulunmaktadır.
“Kıymeti düşen mallar” başlıklı mezkur 278. maddeye göre, “Yangın, deprem ve su basması gibi âfetler yüzünden veyahut bozulmak, çurumek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadı kıymetlerinde önemli bir azalış vâki olan emtia ile maliyetlerinin hesaplanması mûtat olmıyan hurdalar ve döküntüler, üstupu, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.” Bu neviden emtiaların da emsal bedeli esası uyarınca(VUK md. 267) ortalama fiyat esası ve maliyet bedeli esası ile değerlenmesi mümkün olmadığından(çünkü kıymeti düşen mallar ile kıymeti düşmeden önceki mallar aynı nevi ve cins olma özelliğini kaybetmiştir.) takdir komisyonu kararı(takdir esası) ile değerlenmesi gerekmektedir.


Mevzuatımızdaki bu hüküm ile takdir komisyonu kararı olmaksızın kıymeti düşen malların gider olarak kaydolunması mümkün değil iken; 7103 sayılı Kanunla 27/03/2018 tarihinde Vergi Usul Kanunu’na eklenen “İmha edilmesi gereken mallar” başlıklı 278/A hükmü ile takdir komisyonu kararı olmadan da imha edilmesi sebebiyle zayi olan emtia bedellerinin gider olarak dikkate alınabileceği ihdas edilmiştir. Söz konusu maddeye yönelik usul ve esaslar ise 496 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile açıklanmıştır.
Bu mevzuat düzenlemeleri ile son kullanma tarihinin geçmesi veya kalite standartlarına uygun olmamaları ya da çevreye ve insan sağlığına zarar verecek nitelikte olmaları gibi nedenlerle imha edilmesi gereken emtia ile bozulma, çürüme veya son kullanma tarihinin geçmesi gibi nedenlerle süreklilik arz eden imha işlemlerine konu emtianın değerlenmesi ve hangi usullerde gider olarak dikkate alınabileceği ortaya koyulmuştur. Böylece, son kullanma tarihinin geçmesi veya kalite standartlarına uymaması gibi nedenlerle diğer yasal veyahut ticari icaplar gereği bakanlık ya da yetkili kurum nezdinde imha edilenlerin takdir komisyonu olmaksızın zayi olduğunun kabulü ve böylece fiili duruma uyumu sağlanmıştır. Et, süt, sebze, meyve gibi raf ömrü kısa olması sebebiyle hızlı bozulmaya tabi olan ya da çeşitli gerekçelerle insan sağlığına zararlı olan emtianın imha edilme ihtiyacının sürekli fasılalarla hasıl olması sebebiyle işlemlerin hızlı yürütülmesi ve dönemselliğin etkili kavranması adına takdir komisyonu kararı olmadan önceden belli edilmiş oranlar ile her yıl emtianın belli oranın imha edildiği kabul edilerek gider yazılma imkanı sağlanmaktadır. [1]
Ancak burada asıl mesele, hem 278. madde hem de 278/A. maddesi kapsamında kıymeti düşen ya da imha edilen emtianın “hangi dönemde” gider hesaplarına intikal ettirileceğidir. Yeni eklenen hüküm öncesi 278. madde kapsamında kıymeti düşen malların zararın meydana geldiği dönemde mi yoksa takdir komisyonu kararının mükellefe tebliğ edildiği dönemde mi gider olarak dikkate alınacağını belirten sarih bir açıklama İdare tarafından -özelge dahil- yapılmamıştır.
Örneğin, Eylül/2018 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle zayi olan emtiaya ilişkin takdir komisyonu kararı Şubat/2019 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiştir. Bu durumda, zayi olan emtiaya ilişkin değer düşüklüğünün gider olarak indirim konusu yapılacağı dönem 2018 mi 2019 mu olacaktır?
Bu meseleye ilişkin 278/A maddesinin usul ve esaslarını düzenleyen 496 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde, imha edilmesi gereken malların ahkâmını belirleme vesilesiyle bir açıklama getirilmiştir.
Söz konusu Genel Tebliğ’de, Kıymeti düşen emtiada oluşan değer düşüklüğünün gider olarak dikkate alınacağı dönem
MADDE 8 – (1) 213 sayılı Kanunun 278 inci maddesi kapsamında yapılan değerleme işlemlerinde;
- Takdir komisyonu kararının (Tebliğin 4 üncü maddesi),
- İlgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı komisyon nezdinde imha işlemine ilişkin olarak düzenlenen tutanağın (Tebliğin 5 inci maddesi),
- Yurt dışında gerçekleştirilen imhalara ilişkin olarak ilgili ülke mevzuatına göre düzenlenen belgelere istinaden verilen takdir komisyonu kararının (Tebliğin 6 ncı maddesi),
mükelleflere bildirildiği tarih itibariyle değer düşüklüğü belli olduğundan, emtianın maliyet bedeli ile emsal bedeli arasındaki farkın, takdir komisyonu kararının veya tutanağın tebliğ edildiği dönemde gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.” ifadesi yer almaktadır.
Bu ifadelerden görüleceği üzere, başlıkta kıymeti düşen mallar ve lafızda 278. madde hükmü zikredilmek suretiyle hem 278 hem de 278/A maddesine ilişkin bir izah yapılmıştır.
Buna göre, değer düşüklüğüne ilişkin takdir komisyonu kararının mükellefe tebliğ edildiği tarihin içinde bulunulduğu dönemde gider olarak dikkate alınması vazedilmiştir. Yine diğer durumlarda da, tutanak kararının(mezkur Genel Tebliğ’e göre, imhanın Bakanlık ya da yetkili kurum nezdinde yapılması halinde takdir komisyonu bir tutanak ile ifa edilmiş durumu sadece doğrulamaktadır; bizzat yapmamaktadır. Bahsedilen tutanak budur.) tebliğ edildiği tarih, gider kaydedilme dönemi olarak zikredilmiştir.
Bu belirleme ile, zayiat/değer düşüklüğü/zarar meydana geldiği dönem değil de; takdir komisyonu kararının tebliğ edildiği tarihin gider kaydedilme dönemi olarak belirlenmesinin sebebi, mükelleflerin takdir komisyonu kararının çok geç kalması sebebiyle gider yazma haklarının kaybolmasını engellemek ve zararın meydana geldiğinin ancak karar ile kesinleşebileceği mülahazasıyla mevzuya ihtiyatlı yaklaşmak olabilir.
Mezkur maddelerin kanun sistematiği içerisindeki yerine bakıldığında “Değerleme” kitabı ve “İktisadi İşletmelere Dâhil Kıymetleri Değerleme” bölümünde olduğu görüleceğinden bu işlemlerin değerlemeye ait hükümler olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, söz konusu maddeler de değerlenir ifadesi ile hitama erdirilerek bu işlemlerin birer değerleme işlemi olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla buradaki amaç, değerlenmesi gereken bir kıymetin değerleme esaslarına temas ettiği dönemde yapılması ve gelir veya giderin doğru dönemle irtibatlandırılarak kâr/zararın dönemsel olarak doğru tespit edilmesini sağlamaktır. Ayrıca, kıymeti düşen malların değerlenmesinin felsefesinde de, yine emtianın satışından doğan kâr/zararın doğru döneme aktarılması saiki yer almaktadır. Böyle olunca da, zararın meydana geldiğini ve tutarını tespit eden takdir komisyonu kararının kıymet düşmesinin vukua geldiği dönemden sonra ortaya çıkması, zararın meydana geldiği dönemi değiştirmemektedir.
Diğer yandan kıymeti düşen malların değeri tamamen yok olabileceği gibi(zayi) kısmen değer düşüklüğüne uğraması da söz konusu olup satışa konu olabilecek ahvalde olması mümkündür. Bu durumda, ilgili emtianın satılması halinde takdir komisyonu kararı mükellefe henüz tebliğ edilmediğinden mütevellit, zarara uğraması sebebiyle satış fiyatına satılması mümkün olmayıp daha düşük fiyatlarla satılması durumu meydana geleceğinden zarar satışta ortaya çıkmış olacaktır. Akabinde, takdir komisyonu kararının mükellefe tebliğ edilmesiyle yeni bir gider yazma durumu söz konusu olacaktır. Ancak kıymeti düşen malın satılmasıyla birlikte, gerçek zarar realize olmuştur. Bu nedenle, değerleme yapılmasının bir manası kalmayacaktır.
Bu meyanda, söz konusu tebliğde yer alan hüküm, değerlemenin ruhuna aykırıdır. Çünkü, zarar, örneğe dönecek olursak, 2018 yılında meydana geldiğinden o dönemde giderleştirilmesi kâr/zararın dönemsel olarak doğru tespitini sağlayacaktır. Ancak 496 No’lu VUK Genel Tebliği’nin yukarıdaki 8. maddesinde yer aldığı üzere, örnekteki olayda kıymeti düşen mallara ait emtianın 2019 yılında gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Bu durum örneğin, hesap dönemi takvim yılı olan bir kurumlar vergisi mükellefine 25 Nisan’dan sonra tebliğ edilen takdir komisyonu kararına istinaden kıymeti düşen mallara ilişkin gider kaydedilme döneminin ne zaman olacağı meselesini ortadan kaldırmış olmaktadır.
Her ne kadar bu açıklama, değerleme esaslarına aykırı olduğundan mevzuata aykırılık teşkil etse de, gelir ya da kurumlar vergisi beyannamesinin yasal verilme gününün son gününden daha sonraki tarihlerde takdir komisyonu kararının mükellefe tebliğ edilmesinin gider yazılacak dönem hususunda tereddütlere sebebiyet verdiği/verebildiği düşünüldüğünden böyle bir düzenleme yapılmıştır.
Bu doğrultuda 496 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ne göre, kıymetten düşme/imha ne zaman meydana gelirse gelsin takdir komisyonu kararı mükellefe ne zaman tebliğ edilirse, gider olarak dikkate alınma dönemi takdir komisyonu kararı tebliğinin içinde bulunulduğu dönem olacaktır.
Ancak Tebliğ’de buna ilişkin bir açıklama olmasa da, yukarıda bahsettiğimiz gibi, eğer kıymeti düşen malların satıldıktan sonra komisyon kararı mükellefe tebliğ edildi ise, zayiatın gider olarak dikkate alınması mümkün olmayacaktır. Çünkü, satış anında gerçek zarar realize olarak kayıtlara intikal ettirilmiştir. Zayiatı gösteren takdir komisyonu kararına istinaden gider olarak dikkate alınması mükerrerliğe sebebiyet verecektir. Bu minvalde, takdir komisyonu kararının tebliğine istinaden gider olarak dikkate alınan zayiatların(bilhassa tamamen zayi olmayıp yeniden satılması mümkün olan kıymeti düşen mallar) konusu teşkil eden malların işletme tarafından elden çıkarılıp çıkarılmadığı araştırılmalıdır.
Dolayısıyla ilgili Genel Tebliğ’deki bu düzenleme, mevzuata aykırı olmakla birlikte, mükelleflerin muhtemel tereddütlerine bir açıklama getirmektedir. Diğer yandan, takdir komisyonu kararlarının hızlandırılması daha temelden ve etkili bir çözüm olabilirdi.
Emre Akın




[1] Makalemizde sadece giderleştirme dönemine değinilmiştir. 27/03/2048 tarihinde 278/A maddesiyle ihdas edilen imha edilen malların değerlenmesine yönelik ayrıntılı açıklamaya ilgili makaleden ulaşılabilir: 
Dr. Veysi Seviğ: https://www.itohaber.com/koseyazisi/208427/imha_edilmesi_gereken_mallarin_giderlestirilmesi.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder